Ekrem Hakkı Ayverdi

MİMARİ VE MUSİKİ

Yazar Ekrem Hakkı AYVERDİ

Bir milletin sanatlarının tamamı, onun seciyesinden örulmüştür. Hepsi de manevi ve ruhi yapısının pınarından su içerek gelişir, neşv ü nema bulur. Bu öyle bir ab-ı hayatdır ki, bilhassa Türk sanatlarının her zerresine, asalet, vakar, olgunluk ve sadelik içinde kendinden doğan haşmeti vermiştir. Her millet mensup olduğu medeniyet ve kültür zümresinden gelen unsurları, kendi kalıbı içine dökerek kullanmıştır. Bilhassa Türk milleti ve asıl Osmanlı kolu, İslamiyetin icabı olan medeniyet ve kültür müesseselerini bağırlarına basmışlar, onlara canlarından katarak şekillendirmiş terakki ve tekamüle eriştirmişlerdir. Yunan-Latin menşeli olanlar için Türklerin yanına dahi yanaşamamışlardır dense hata olmaz.

Biz, mimaride, hat, tezhib, cild, halıda, işlemede, el sanatlarının her türlüsündeki benzerlik, mutabakat, hatta ayniyet derecelerine varmış birliği gördük; İlmelyakın bu kanaate vardık. Ne eyleyelim ki mimari üzerindeki müteselsil çalışmalarımız kanaatimizi kağıt üzerine dökmeye şimdiye kadar mani oldu.

Hal böyle iken, nisbeten yabancı olmayan mevzuları yine bir tarafa bırakıp, musiki - mimari mukayesesine girişmemiz yadırganabilir. Zira musiki bir başkadır; göze değil, kulağa hitab eder ve hiç bir vasıtaya muhtaç olmadan sizi tesiri altına alır. Benim halim de budur. Teknik bilgi olsa olsa, bir musiki eserinin derecesini, ismini tayin eder. Bir musiki eseri icra edilirken, benim gibi meftun bir bi-behre ile bir sanatkar veya icrakarın aldıkları zevk esas itibariyle aynıdır. Musiki üstadına belki, takdir ve tasvibden doğan bir hayranlık eklenmiştir.

Devamını oku...

 

Sayfa 4 - 10